Hüseyin ÇOLAK Eğitim & Kültür ve Edebiyat Sitesi

Eğitim ve Kültür.

ŞİMDİ SEN “SU” OLDUĞUNU DÜŞÜN!

Ağustos25

ŞİMDİ SEN “SU” OLDUĞUNU DÜŞÜN!

Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez...
İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.
Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak;                   
Dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.
Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...
Unutma;Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçası olursun sadece!..
Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir.                                                                
Çünkü;"Su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye" diye düşünürler...

Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar.                                                                                                   

Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için.
Gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler;
Onlar için en uygun olan, kendi istedikleri zamanda...
Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez.

Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol;
Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..
Sen bir su ol... Ama rahmet ol; Afet değil !

Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme;
Sana "felaket" denmesin!
Su isen bir bardağa sığabil ki; Damarlara giresin!..
Su; Yüce Mevla’nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri...Unutma;

Ve suya benzediğini unutma.                                                                                                 
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-tükenmez
olduğunu da unutma.

Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de "kıyametler" koparıcı
olabileceğini unutma...

Unutma; Senin işin rahmet olmak, afet değil!
Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin; Küçük ırmaklara
ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.
Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe. Yoksa hep
duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi.

Tercih elindeydi hep ve hep de "senin" ellerinde olacak...Ya tutmayı öğreneceksin dilini;
veya hiç durmadan konuştuğun için, sadece bomboş ve
anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!
Ama yapman gereken su, değil mi; Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.
Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını.
Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini... 
Hatta
anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu Düşüneceksin...
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun
kelimeleri seçmeye çalışacaksın...
Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu
halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında, vapurun kalkacağı
iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bindireceğin kişinin "kıyıya
yanaşmasını" bekleyeceksin!..
Demeyeceksin; "Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede
gelmek zorunda!.."
Demeyeceksin; "Ben aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim.
Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını
anlamak zorunda!.."
Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil...

Ağzını açıp "Şelaleden dökülen suyu" içmeye çalışan bir tavsan gördün mü
hiç?..

Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye
uğraşan bir ceylan gördün mü?

Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; Aklı olan her
yaratık gibi!
Hadi... Sen şimdi "su olduğunu" düşün, ve kendini "su gibi" hisset...
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi
hayat kaynağı ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu hatırla...
Ama yine su gibi "bir küçük bardağın içine" sığdır ki kendini;
Girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Hayat ver... Vazgeçilmez ol!!..

HADİ NE DURUYORSUNUZ?….

İbret Ötesi Bir Hikaye

Haziran29

BİŞR-İ HAFİ

Bişr-i Hafi. Evliyânın büyüklerinden. Genç. Günah çukuruna düşmüş yuvarlanıyor yuvarlandıkça batıyor…

Bir gün,gecesini içki masalarında sabahladığı bir gecenin günü. Sarhoş. Evinin yolunu tutturmuş, gidiyor, gitmeye çalışıyor. Yürüyor. O da ne? Bir kağıt, üstünde Besmele yazılı bir kağıt. İçi cız ediyor. Eğiliyor. Çamurların içinden Besmele yazılı kağıdı alıyor. Hiç Allah’ın ismi yerde olur mu, çamurlar içinde olur mu, bin bir düşünce bin bir ah ediş. Kağıdı öpüyor, çamurlarını siliyor, temizliyor, evine götürüyor, güzel kokulare sürüyor ve eveinin en güzel yerine asıyor.

O gece âlim bir zât bir rüyâ görür. Rüyâda,” Git, Bişr’e söyle! İsmimi temizlediği gibi onu temizlerim. İsmimi büyük tuttuğu gibi büyültürüm. İsmimi güzel kokulu yaptığı gibi, onu güzel ederim. İzzetime yemin ederim ki, onun ismini dünyada ve âhirette temiz ve güzel eylerim” denildi. Bu rüyâ, üç defa tekrar etti. Rüyâ gören kimse, sabah olunca, Bişr-i Hafi’yi arayıp meyhanede buldu. Mühim haberim var diye içeriden çağırdı. Bişr geldiğinde, gelen zâta dedi ki: -Kimden haber vereceksin? -Sana Allahü teâlâdan haber vereceğim. Bunu duyan Bişr, ağlamaya başladı ve sordu: -Bana kızıyor mu, şiddetli azap mı yapacak? Rüyâyı sonuna kadar dinleyince arkadaşlarına dönüp şöyle söyledi:

-Ey arkadaşlarım! Beni çağırdılar, bundan sonra bir daha beni buralarda göremiyeceksiniz. O zâtın yanında hemen tövbe etti. Bu anda ayağında ayakkabı bulunmadığı için, hiç ayakkabı giymedi. Sebebini soranlara,”Söz verdiğim zaman yalınayaktım, şimdi giymeğe hayâ ederim” derdi. Ayakkabı giymediği için kendisine ”Hafi” (yalınayak)denilmiştir.

Rivayet olunur ki,Bişr yalınayak olduğu için,yaşadığı şehirde sokak hayvanları sokaklarda tuvalet ihtiyaçlarını bile gidermezlermiş…Bir gün bir köpek kaldırımın kenarına tuvaletini yapınca orada bu duruma şahit olanlar şu ibretli  tepkiyi verirler:

Eyvahhh!! Desenize Bişr öldü….

Şiir Defteri – İkinci Sayfa

Haziran29

DUÂ

Şahidim rüzgârlardır Rabbim

Şu titreyen söğüt dalları

Toprağı öptüm

Yöneldim sana

 

Biliyor ve itiraf ediyorum

İstikametim yanlış

Gözlerimde pişmanlık ırmakları

Utanıyor ve üşüyorum

 

Uzun sürdü gecenin kirli sularında kalışım

Şimdi beni

Affın ve kereminle

Merhametinin göğsünde uyut

 

Buğulandı aynam

Şaşırdım ve çaresiz geldim işte

Sen varsın başka kimse yok

Ey gecenin ve gündüzün sahibi

 

Önümde ölüm kavisleri

Heybemde günah yükleri

Bütün sözler bitti

Bütün vakitler akşam

 

Bana bir tebessüm bağışla

Beni yarlığa merhametinle

İçimde beni yakan âh’la

Geldim durdum önünde işte

       Mustafa ÖZÇELİK

« Eski Yazılar